Ağu
24
2011

ASRIN BAŞINDA DOĞANLAR(*)

(BİR ASKERİN ROMANI)

 “Asrın Başında Doğanlar” Prof. Dr. Turgut Özeke’nin, babasının yaşam öyküsünü anlattığı çalışmanın adı. Yazar, kitabına ikinci bir ad olarak “Bir Askerin Romanı” ismini vermiş. Ama kitap, bir romandan daha çok bir anı kitabı niteliği taşıyor.  Zaten Sayın Özeke, kitaba yazdığı önsözde “Tipik Anadolu kadını Annemin yaşadığı olaylara ve babamın askerlik anılarına kalıcılık kazandırmak istedim” diyerek bunu doğruluyor.

Anı kitapları, o dönemleri aydınlatması açısından önem taşırlar. Hele de bir kentin geçmişi ile ilgili iseler, o kent sakinleri için daha da değerli olurlar.

Genellikle bir kentin coğrafi ve tarihi geçmişi araştırılır ve bilinir. Ancak bir kentin “sosyal tarihi” o kentte yaşayan insanların neler yaptıkları, birbirleriyle ilişkileri, üretim tarzları, yaşama bakış açılarının bilinmesiyle oluşur.

Anı kitapları, bir kentin sosyal tarihine ışık tutan kitaplardır.
Devamını oku »

Ağu
17
2011

GÜVEN DUYGUSUNU YİTİRMEK…

  İnsanlar arasındaki ilişkinin temeli güven duygusudur.

Bu duygu yitirildiği andan itibaren tüm toplumsal ilişkiler felç olur.

Bütün canlılar, birbirleriyle korku, çekinme ve kuşku duymadan ilişki kurmak isterler.

İnanma ve bağlanma duygusu, bir şeyden umulan, beklenen niteliğe inanıp, ona göre davranma kişiye mutluluk verir.

İnsanın kendine güveni, yüreklilik, cesaret anlamı da içerir.

Yaşam bir toplumsal ilişkiler bütünüdür. Bu ilişkilerin sağlamlığı, toplumun da sağlıklı olması demektir.

Günlük yaşamımızda, yakınımız olan veya olmayan birçok değişik insanla ilişki kurarız.

Sabah gözümüzü açtığımızda gördüğümüz eşimiz, çocuklarımız, annemiz, babamız veya diğer aile bireyleri yaşamımızın birer parçasıdır.

Gazetemizi, ekmeğimizi, diğer gereksinimlerimizi aldığımız alış-veriş merkezlerindeki insanlar da hayatımıza giren insanlardır.

Bir tiyatro gişesinden bilet alırken konuştuğumuz gişedeki biletçi, bindiğimiz otobüsün şoförü, selam verdiğimiz komşumuz, okuldaki öğretmenimiz, sınıftaki arkadaşımız, gönül verdiğimiz sevgili v.b. yaşamımızın olmazsa olmazlarıdır.

Başını okşadığımız kedimiz, köpeğimiz, akvaryumdaki balığımız, bahçedeki ağacımız, saksıdaki çiçeğimiz de yaşamımıza giren diğer canlılardır.

Tüm ilişkilerimizin temel harcı, çimentosu sevmek fiilidir.

 Sevmek ise güvenmektir.
Devamını oku »

Ağu
10
2011

“RAMAZAN AYI” ÜZERİNE…

Bilindiği gibi ramazan, hicrî (Arabî) takvimde dokuzuncu aydır.19. yy.’a kadar Osmanlı’da hicrî takvim kullanılıyordu. Hicrî aylar “muharrem” le başlar, safer, rebiyülevvel,  rebiyülahır, cemaziyülevvel, cemaziyülahır, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade, zilhicce ile biter. Osmanlı’lar 1839’dan itibaren Rumî (malî) takvime geçtiler. 26 Aralık.1925’ten sonra da milâdî takvim kullanıldı.

Kuranı Kerim’de “ramazan” sözcüğünden bir kez söz edilir. Bakara Sûresi’nin 185.ayetinde, “Kuran’ın bu ayda indirildiği” yazılıdır. “oruç” tan ise sadece üç kez, yine aynı sûrenin 183, 184, 185.ayetlerinde söz edilir. 183.ayette “oruç” un farz kılındığı yazılıdır.

Ramazan ayı, İslam toplumlarında diğer aylardan gerek ibadetteki farklılığı ve gerekse gelenek, görenekleriyle ayrılan bir aydır. Ramazan ayında, diğer aylarda olmayan orucun dışında bir ibadet daha vardır. O da teravih namazıdır.(*) Oruç ve teravih, ramazan ayını diğer aylardan önemli ve renkli kılmaktadır. Ayrıca, “Kadr Sûresi” 1. ayette açıkça “Biz kuranı, kadir gecesi indirdik.” deniliyor. Bu gece İslam inanışına göre “yılın tüm kaderlerinin belirlendiği” gecedir.

İşte bütün bunlar ramazan ayını Müslümanlar için önemli kılmaktadır.
Devamını oku »

Ağu
3
2011

ENAYİ YERİNE KONMAK

 

“Enayi” Arapça’dan dilimize girmiş argo bir sözcük!

Kolayca aldatılabilen, aşırı ölçüde aptal, bön, avanak anlamına geliyor.

Bazen birey olarak, bazen de ulusça bizi “enayi yerine koymak” isteyenlerle karşılaşırız.

Kendini uyanık sayan bu kişi veya kurumlar genelde çıkarcı, sömürücü bir niteliğe sahiptirler.

Birey veya ulus olarak bu tiplerle savaşmak zorunludur. Eğer böyle durumlarda sesimizi çıkarmazsak, sadece maddi şeyler değil, onlarla beraber onurumuzu da kaybederiz.

Bugün size, binlerce insanı enayi yerine koyan bir şirketin uygulamalarından söz edeceğim.
Devamını oku »

Tem
27
2011

D E P R E S Y O N

  Uzun süredir yaşama sevincimi kaybettim. Kendimi mutsuz ve kederli hissediyorum.

 Daha önce zevk aldığım birçok şey artık bana zevk vermiyor hatta ilgimi bile çekmiyor.

Önceleri kendimi bir “obez” gibi hisseder ve bütün gün bir şeyler atıştırırdım. Son bir aydır, lokmalar ağzımda büyüyor. Kilo kaybettiğim, pantolon kemerindeki bolluktan açıkça anlaşılıyor.

Geceleri uyuyamıyorum. Eğer bir ara dalmışsam, birden uyanıyor ve tekrar uyuyamıyorum. Odanın ışığını ve pencereleri hatta televizyonu açıyorum.

Beynim, fireni tutmayan bir araba gibi çalışıyor. Takıldığım konudan başka bir konuya geçemiyorum. Düşünme ve konsantrasyon yeteneğimi kaybettim.

Eskiden sabahın köründe kalkar, dünyanın işini yapardım. Şimdi tüm enerjimi yitirdim. Kendimi yorgun ve halsiz hissediyorum.

Etrafımdaki insanların beni küçümsediğini, düşüncelerimi değersiz bulduklarını zannediyorum.

Çok olumsuz ve kötümser duygular içerisindeyim.

En yakın arkadaşlarımdan oluşan bir topluluk içinde bile kendimi yalnız hissediyorum.

Daha az konuşuyor ve artık karşımda konuşanı dinlemekten bile sıkılıyorum

Bütün mutlu günlerin geride kaldığını ve bundan sonra sürekli bir mutsuzluk yaşanacağını düşünüyorum.
Devamını oku »