Ağu
3
2011

ENAYİ YERİNE KONMAK

 

“Enayi” Arapça’dan dilimize girmiş argo bir sözcük!

Kolayca aldatılabilen, aşırı ölçüde aptal, bön, avanak anlamına geliyor.

Bazen birey olarak, bazen de ulusça bizi “enayi yerine koymak” isteyenlerle karşılaşırız.

Kendini uyanık sayan bu kişi veya kurumlar genelde çıkarcı, sömürücü bir niteliğe sahiptirler.

Birey veya ulus olarak bu tiplerle savaşmak zorunludur. Eğer böyle durumlarda sesimizi çıkarmazsak, sadece maddi şeyler değil, onlarla beraber onurumuzu da kaybederiz.

Bugün size, binlerce insanı enayi yerine koyan bir şirketin uygulamalarından söz edeceğim.
Devamını oku »

Tem
27
2011

D E P R E S Y O N

  Uzun süredir yaşama sevincimi kaybettim. Kendimi mutsuz ve kederli hissediyorum.

 Daha önce zevk aldığım birçok şey artık bana zevk vermiyor hatta ilgimi bile çekmiyor.

Önceleri kendimi bir “obez” gibi hisseder ve bütün gün bir şeyler atıştırırdım. Son bir aydır, lokmalar ağzımda büyüyor. Kilo kaybettiğim, pantolon kemerindeki bolluktan açıkça anlaşılıyor.

Geceleri uyuyamıyorum. Eğer bir ara dalmışsam, birden uyanıyor ve tekrar uyuyamıyorum. Odanın ışığını ve pencereleri hatta televizyonu açıyorum.

Beynim, fireni tutmayan bir araba gibi çalışıyor. Takıldığım konudan başka bir konuya geçemiyorum. Düşünme ve konsantrasyon yeteneğimi kaybettim.

Eskiden sabahın köründe kalkar, dünyanın işini yapardım. Şimdi tüm enerjimi yitirdim. Kendimi yorgun ve halsiz hissediyorum.

Etrafımdaki insanların beni küçümsediğini, düşüncelerimi değersiz bulduklarını zannediyorum.

Çok olumsuz ve kötümser duygular içerisindeyim.

En yakın arkadaşlarımdan oluşan bir topluluk içinde bile kendimi yalnız hissediyorum.

Daha az konuşuyor ve artık karşımda konuşanı dinlemekten bile sıkılıyorum

Bütün mutlu günlerin geride kaldığını ve bundan sonra sürekli bir mutsuzluk yaşanacağını düşünüyorum.
Devamını oku »

Tem
20
2011

D U Y A R S I Z L I K

  Bir etkiye gösterilen tepki için eskiden “hassasiyet” sözcüğünü kullanırdık. Şimdi böyle insanlar için “duyarlı” sıfatını kullanıyoruz.

 

Bir toplumun yücelmesi de, alçalması da, o toplumu meydana getiren bireylerin duyarlılığı ile doğru orantılıdır.

Duyarlılık ise insanın kişiliğini oluşturan niteliklerin en önemlisidir.

Bizi toplumda saygın ve onurlu kılan şey, bireysel ve toplumsal konulardaki duyarlılığımızdır.

“Yüzüne tükürsen yağmur yağıyor” dediğimiz duyarsız insanların toplumda en ufak bir saygınlığı yoktur. Bu tipler, küçük çıkarları için onurlarını satabilen insanlardır.
Devamını oku »

Tem
13
2011

“DİNDAR” VE “DİNCİ”

 “Din”, Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurumdur.

Türkçe sözlük böyle tanımlıyor “din” kavramını. Ve devam ediyor:

“İnsanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı ‘ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel olgu”

“Dindar” ise hem Arapça’da hem de Farsça’da “dinin buyruklarını eksiksiz olarak yerine getiren” anlamında bazen ad bazen de sıfat olarak kullanılan bir sözcüktür.

“Dinci” dindar değildir. O “dini” sadece kullanan kimsedir.

Dinci, dinden çıkar sağlayan, bu işi adeta bir meslek haline getiren kişidir.

Aynen süt alıp süt satan kişiye “sütçü”, yoğurt alıp –yahut yapıp- satan kişiye “yoğurtçu” denmesi gibi…
Devamını oku »

Tem
6
2011

SOKAĞA DÜŞMEYEN SOKAK KADINLARI

  Kente yeni taşınan bir memur ailesinin de katıldığı yemekli bir toplantıda idik. Masada, yerli bir ev hanımı, yeni taşınan ailenin hanımıyla konuşuyor, ona kentimizi ve kentimizin insanlarını tanıtıyordu. Tam karşımda oturdukları için konuşmaları ister istemez duyuyordum. Bir ara: “Şekerim” dedi, “S… Bey’in hanımıyla, K…Bey’in hanımlarına sakın güvenme! Onlara söyleyeceğin her şey ertesi gün kentte hemen duyulur. Bunu bil.”

Karşımdakilere göstermemek için başımı eğerek gülümsedim. Çünkü bunları söyleyen o hanım için de kentteki yaygın kanı “çok dedikoducu olduğu” şeklindeydi.
Devamını oku »