YCHP ÜZERİNE…

  Eğer bu köşede YCHP (Yeni Cumhuriyet Halk Partisi) üzerine yazdıklarımı numaralandırsaydım, bu dördüncü yazı olacaktı.

Geçen hafta CHP’nin kısaca kuruluşundan ve “Kemalizmin Prensipleri” diye de bilinen ve altı okla simgeleştirilen ilkelerinden söz etmiştim.

 Yine aynı yazıda, üyesi oldukları CHP’yi beğenmeyerek, onu değiştirip Yeni CHP haline getiren en önemli iki ismin Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin olduğunu yazmıştım

Devamını Oku »

YCHP DEĞİL, YENİDEN CHP!

  CHP Genel Merkezi’ndeki küçük bir grubun seçip, bizlere de onaylattıkları isimlerden 135 kişi 24. dönem milletvekili olarak TBMM’ye girdiler.

Bu dönemde, özellikle iki kişi CHP’nin başına “Yeni” sözcüğünü ilave ederek, partiyi farklı bir yörüngeye oturtmak istediler.

Bu iki kişiden biri 22 Mayıs 2010’da 33. Kurultay’da CHP Başkanlığı’na seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, diğeri ise, 14 Ağustos 2007’de, CHP Merkez Yürütme Kurulu tarafından, görevden ayrılan Şinasi Öktem’in yerine İstanbul CHP İl Başkanlığı’na atanan Gürsel Tekin’dir.

YCHP’nin mimarı olan bu iki kişinin yapmaya çalıştıklarını ve neler yaptıklarını irdelemeden önce, Sayın Şerafettin Turan’ın deyimiyle “Kökeni ulusal direnişe dayanan bir devrim partisi” olan CHP’nin kuruluşundan ve temel ilkelerinden kısaca söz edelim

Devamını Oku »

“HER TOPLUM, LAYIK OLDUĞU ŞEKİLDE YÖNETİLİR”

  Başlıktaki söz; kuvvetler ayırımı esasını ortaya atan, yazdığı kitapta yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden ayrılmasının önemini belirten Fransız politik düşünür Montesquieu’ ye ait.

 Günümüzden 322 yıl önce doğan bir filozofun söylediği sözün bugün de geçerliliğini sürdürmesi hayli ilginç!

Ulusu oluşturan bireylerin niteliği ile o ulusun yönetenlerin arasında bir korelasyon (biri olmadan öteki düşünülemeyen iki şey arasındaki ilişki) olduğunu vurgulayan bu cümle Atatürk’e, İnönü’ye, Bismarck’a, Churchill’e, Hz. Muhammed’e atfen (mal edilerek) de söylenir.

Montesquieu’den birbuçuk asır sonra doğan bir başka düşünür, Nietzsche ise “Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!” diyor.

Ben söylemiyorum, Nietzsche söylüyor, ister katılır, ister katılmazsınız!
Devamını Oku »

A R I N M A K

“Hep korkarsın yalnızlıktan; ama eğer yalnızsan yalancı arkadaşların, iki yüzlü dostların ve çekip gidecek bir sevgilin olmaz.” Marquez

 A R I N M A K

Arı sözcüğünü, bal yapan böcek anlamının dışında; katışıksız, katkısız, kirli olmayan, temiz anlamlarında kullanırız.

Ben “arınmak” sözcüğünü, yaşamımıza şu veya bu şekilde girmiş bulunan bazı olumsuzlukları atma, etrafımızdaki olumsuz kişilerden kurtulma anlamında kullandım.

Tolstoy “Gerek yokken yanındalar, ihtiyacın olduğunda uzakta. Unutma ki, kimi hayatına girdiğinde hayatını aydınlatır, kimi çıktığında” diyor.

Çehov da: “Üç çeşit insan vardır. Birinci tür ‘ekmek’ gibidir. Her zaman ararsın, bazen bulursun. İkinci tür ‘ilaç’ gibidir. İhtiyacın olduğunda ararsın pek az bulursun. Üçüncü tür ‘mikrop’ gibidir. Sen aramasan da olur. Çünkü o seni her zaman bulur” diyor.
Devamını Oku »

“SEÇMEK” – “SEÇEMEMEK”

  İki fiil…

 Biri olumlu, biri olumsuz…

Yaşam bu iki fiil arasındaki “gel-git” lerden oluşmuyor mu?

“Seçmek” eylemini, genellikle “benzerleri arasından hoşa gideni almak ya da yararlanmak için ayırmak” anlamında kullanıyoruz.

İşportacı bağırır:

-“Seeeç, seeeç…” “Gel vatandaş, seç seç al!”

Dargelirli yurttaş, işportadaki kazakların “en az defolusunu” seçer.

Elinde filesi, pazardaki emekli, domateslerin iyilerini seçer.

Gücü yeten veli, çocuğuna iyi okuliyi öğretmen seçer.

Kiracı kesesine uygun ev seçer.

Evlenecek olanlar eş seçer.

Millet “vekilini”, vekiller “başkanlarını” seçerler.

“Seçmek eylemi” uzar gider…

 

Seçmek” veya “seçmemek” istençli (iradeli) bir davranıştır.

Ama “seçememek” istenç dışı (irade dışı) dır.

İstenç dışı eylemlerde “kabullenme” vardır. Dr. Muzaffer Hacıhasanoğlu bir

denemesinde şöyle diyor:

 “Dünyaya gelmek veya gelmemek elimizde değildi. Her birimiz ayrı koşullarda, ayrı yapılarda yeryüzünde bulduk kendimizi. Kimimizin göbeğini tarlada taşla kesti anası, kimimiz en pahalı doğumevlerinde attık ilk çığlığımızı!

 Onun babası kraldı, bunun babası dilenci!

 Toplar atıldı şehzadeler için. Fakir evlerinde altıncı çocuğun adı “Yeter” kondu. Oğlum oldu diye havalara sıçradı kimi babalar, kızım oldu diye yerindi ötekiler.”
Devamını Oku »