NAZİK OLMAK…

 


Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’üne göre, Farsça bir sıfat olan “nazik”sözcüğünü dilimizde beş ayrı anlamda kullanıyoruz:

“1 başkalarına karşı incelikli, saygılı davranan (kimse). ince yapılı. dikkat ve özen gösterilmezse kırılabilen, bozulabilen. gerekli önlemler alınmazsa, özen gösterilmezse kötüleşebilen. özen gerektiren, özen isteyen.”

Ben bugün, “başkalarına karşı incelikli, saygılı davranmak” konusunu irdelemek istiyorum.

*

Bir tarihte, tüketici mahkemesi olarak görev yapan bir mahkemede, satın aldığım bir hizmetin kötü çıkması nedeniyle dava açmıştım.

Kılık kıyafetime özen göstererek gittiğim adliyede, ilgili yargıcın odasının kapısını tıklatıp içeri girdim. Bir masanın kenarında, ayakta, arkası kapıya dönük, genç bir insan duruyordu. Başını yarım çevirerek şöyle bir bana baktı. Dilekçemi ona uzattım. Bir eliyletuttuğu dilekçeme, önemsiz bir nesneye bakar gibi göz gezdirdikten sonra bana: “Hami sen misin?” dedi.

Küçük oğlumdan daha küçük yaşta olduğu belli olan genç adamın bana böyle,küçümseyerek adımla ve “sen sözcüğüyle hitap etmesi karşısında kısa bir şaşkınlık yaşayarak: “Dilekçede imzası olan Hami Karslı benim” diye söylendim. Daha sonra sertçe, gözlerinin içine bakarak: “Siz hâkim misiniz?” dedim.

Davranışım karşısında şaşırma sırası ona gelmişti. Sustu, bana baktı, sonra masasına oturup, dilekçemi iki eliyle tutup tekrar okudu.

Sanırım, ses tonumdan, davranışımdan sinirlendiğimi ve bir söz kavgasına hazır olduğumu anlamıştı.

Okulunu yeni bitirdiği, mesleğinde yeni olduğu her halinden belliydi.

Dilekçenin kenarına, not yazıp imzalayarak ilgili yere yönlendirdi.

Bu genç yargıcın, babası yaşında bir insana karşı gösterdiği incelikten yoksun, saygısızca tavrı hiç unutmadım.

Devamını Oku »

ULVİ SAİME KAYA İLKÖĞRETİM OKULU

(Bir okulun yapılış öyküsü)

ULVİ SAİME KAYA

İLKÖĞRETİM OKULU

 

Geçen hafta bu köşede, kendisiyle övünç duyduğumuz Niksarlı bir bilim adamından, Prof. Dr. Ahmet Aksoy’dan söz etmiştim.

Bugün, O’nun eliyle Niksar’a kazandırılan bir okulun yapılış öyküsünden söz edeceğim.

İlerde, Niksar’ın eğitim-öğretim tarihini yazacaklar için, bu yazı bir belge niteliği taşıyacaktır.

Anlatacağım öykü, İstanbul’daki Niksarlıların bir toplantısında –istek üzerine- birinci ağızdan, yani Sevgili Ahmet Aksoy Ağabey tarafından anlatılmıştır.

Bilindiği üzere Ahmet Aksoy, akademik kariyerine Almanya’nın Bonn Üniversitesi’nde, yüksek lisans öğrenimiyle başlar.

Buradaki öğreniminin üçüncü yılında, yani 1958’de, Bonn’daki Türk Elçiliği’nde Basın Ateşesi olan Sayın Ulvi Kaya ile tanışır. Zaman içerisinde “Kaya Ailesi” ile dostlukları artarak devam eder.

Ahmet Aksoy, 1960 yılında öğrenimini tamamlayarak yurda döner ve askerliğini yapmak üzere yedek subay okuluna gider. Ulvi Kaya da bu süre içerisinde Ankara’ya dönmüştür. Ahmet Aksoy ve “Kaya Ailesi” yine sık sık bir araya gelirler.

Sonraki yıllarda Ahmet Aksoy İstanbul’a gelir. Ulvi Bey’de değişik ülkelerde ateşe olarak görev yaptıktan sonra, 1984 yılında emekli olur ve İstanbul’a yerleşir.

Devamını Oku »

Prof. Dr. Ahmet AKSOY

(Kendisiyle övünç duyduğumuz Niksarlı bir bilim adamı)

Prof. Dr. Ahmet AKSOY

 

Çok uzun bir süredir, Niksar ve Niksarlılarla ilgili yazılar yazıyorum.

Başlangıçta, yerel bir gazetede “Niksar’a Onur Verenler” üst başlığıyla, Niksar’a hizmet vermiş ve aynı kentli olduğum için kendileriyle onur duyduğum bazı kişilerin yaşam öykülerini kaleme almıştım.

Sonra bu yazı dizisini “Niksar’da İz Bırakanlar” diye sürdürdüm.

Önceleri bu yazıları yazarken, ilke olarak Hangi Niksarlı, Niksar’a nasıl bir katkı sağlamıştır?” sorusuna yanıt arıyordum.

Sonra, Niksarlı olmadığı halde Niksar’a katkı sağlayanları da bu dizi içerisine aldım.

Daha sonra da, Ülkemize hizmet edip ün kazanan Niksarlılar’dan söz ettim.

Örneğin Yekta Güngör Özden’le ilgili yazdığım bir yazıda:

Bazı insanlar, doğdukları kent için hiçbir anlam taşımazlar.

Bazıları, doğdukları kentin “yüzkarası” dırlar. Örneğin, Sivas’ta, 2 Temmuz 1993  günü 33 aydınımızı akla hayale gelmeyecek şekilde diri diri yakan ve bu yangına göz yuman Sivaslılar, Sivas’ın yüzkarasıdırlar.

Bazı insanlar ise doğdukları kentin “yüzakı” dırlar. O kent halkı, o insanla onur duyar, övünürler ”  demiştim.

Devamını Oku »

DEĞİŞİM

 


Değişim, “değişmek eylemi”nin adıdır.

Değişmek eylemini dilimizde farklı şekillerde kullanırız:

“Hatice çok değişti”, “Görev yerim değişti” “Ayakkabımı değiştirdim”,  “Ali ileçantalarımızı değiştirdik” “Çamiçi Yaylası’nı hiçbir yerle değişmem” gibi…

*

41 yıllık yaşamında, dünya yazınına, “Yargı”, Ceza Sömürgesi”, “Dava”, “Şato” gibi değerli 12 yapıt bırakan Franz Kafka’nın Türk okuru tarafından en çok bilinen eseri“Değişim” adını taşır.

Değişim’in kahramanı Gregor Samsa ise; üç şeye karşı çıkmaktadır: Baba otoritesinin baskısına, duygusal yaşamın yok olmasına ve ekonomik sömürüye
Gregor Samsa, babasının iflas etmesi sonucunda yıkıma uğrayan ailesine yardım etmektedir.Karabasanlarla dolu bir gecenin sonucunda, dev bir hamam böceğine dönüşen Samsa, aile bireyleri için bir tiksinme ve utanç kaynağı olmuştur. Ancak insan gibi hissetmeyi ve düşünmeyi sürdürmektedir.

Nihayet, bir gece kız kardeşinin çaldığı kemanın sesine kapılarak saklandığı delikten çıkar, ailesinin arasına katılmaya çalışır, ancak oradan dövülüp kovulduktan sonra, bir köşede ölüp gider.

 Kalıntılarının hizmetçi tarafından sanki bir çöp yığınıymışçasına süpürülüp atılmasıyla sona eren “Değişim”, Kafka’nın hissettiği ümitsizlik, işe yaramama ve aile bireyleri tarafından küçümsenme duygusuna açıklık getirmektedir.

Devamını Oku »

ANILAR İÇİNDE NİKSAR

Bu köşede, anı yazılarının bir döneme ışık tutması açısından ne kadar önemli olduğunu belirten birçok yazı yazdım.

Bir kentin, bir ülkenin tarihi, coğrafyası, özellikle sosyal yaşamı hakkında bizi bilgilendiren, belli bir süreçte olup bitenlerin, ne gibi yeni olgulara yol açtığını en çok bu konularda yazılan anı kitaplarından öğreniyoruz.

Bu tür yazılar tarihi ve toplumsal determinizmin (belirlenircilik) nasıl oluştuğu konusunda -bizi bilgilendirme açısından- önem taşır

“Anılar İçinde Niksar”(*) Prof. Dr. Turgut Özeke’nin yazdığı üçüncü anı kitabı!

Daha önce “Bir Kurum Bir Yaşam” adlı meslek anılarının bir kısmını anlattığı kitapta Bursa Uludağ Üniversitesi ile ilgili bilgiler edinmiştik.

Babasının yaşamını ve yaşadığı çağı anlatan “Bir Askerin Romanı” adlı kitabı otobiyografi, anı karışımı bir kitaptı.

Anı yazılarıyla, otobiyografi genellikle birbirine karıştırılır.

Otobiyografide yazar öncelikle kendini konu edinir.

Anı yazılarında ise, kendi yaşantısından kesitler verirken, dışsal olaylar da anlatılır.

Devamını Oku »